Cinsiyetlenme felsefe ve psikanalizin simgesel alanda öznenin kurulumunda önemle üzerinde durduğu konulardandır. Sigmund Freud, Jacques Lacan, Julia Kristeva, Luce Irigaray, Judith Butler, Alenca Zupancic, Slavoj Zizek cinsiyetlenmenin farklı düzlemlerde öznenin kurulumundaki işleyişinden bahsederler. Lacan’a göre öznenin kurulumu yani gerçeklik alanına girişi için ödemesi gereken bedel cinsiyetlenmedir. Dolayısıyla özneleşme süreci cinsiyetlenmeyle örtüşür. Cinsiyetlenme sürecinde ise eril ve dişil yapı toplumsal alanın inşasında iki önemli unsur olarak karşımıza çıkar. Ancak modern bilimle birlikte özcülük fikri etrafında kurulan bu Büyük Başka ve Öteki/eril ve dişil cinsiyetlenme muğlaklaşmaya başlamıştır ve gerçeklik alanının cinsiyetlenme üzerinden kurulumu yapısöküme uğratılmıştır. Özcülük düşüncesi etrafında dişil, erile göre Öteki olarak konumlanan bir yapı içinde tanımlanır. 1960-70’lerdeki feminist söylemde Öteki konumundaki kadın, erille eşitlenmeye çalışılır. Ancak bu eşitlikçi söylem Derrida, Foucault, Lacan, Kristeva, Irigaray gibi düşünürlerin postyapısalcı söylemi içerisinde dönüşüme uğrar ve kadını öteki olarak konumlandıran eşitlikçi söylem yerini aynıya karşı farka bırakır. Modern edebiyatımızın önemli isimlerinden Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna romanında da romanın ana karakterleri Raif ve Maria Puder etrafında cinsiyetlenmeyle ilgili bu muğlaklaşma dikkatleri çekmektedir. Romanda Raif kimi zaman kadınsı özellikleri ile dişil bir kurulumla karşımıza çıkarken Maria Puder de eril göstergelerle dikkatleri çeker. Bu makalede Raif ve Maria Puder’in kurulumundaki cinsiyetle ilgili muğlaklıklar ölü anne imgesi, baba-nın adının işlevsizliği, çocuk kalmak ve hiç’ten az, maskelenme ve lüzumsuz adam imgesi başlıkları etrafında imgeler, duyumlar ve söylem üzerinden değerlendirilecektir.