Gökyüzü, insan muhayyilesinde tanrının yahut tanrıların ikametgâhı olarak tasav
vur edilmiş, kozmik/ilahi bilginin kaynağı daima gökyüzünde aranmıştır. Bundan
dolayı göğe yükselme motifi, dinî anlatılarda en çok karşılaşılan motiflerden biri
hâline gelmiştir. Bu durumun İslam dinindeki tezahürü ise miraç hadisesidir. Mu
cizevi bir hadise olan miraç, salt bir dinî anlatı olarak kalmamış; İslam edebiyat ve
sanatlarını da derinden etkilemiştir. Aynı zamanda miraç hadisesinin farklı çevre
lerde, bilhassa sufi zümreler tarafından yeniden yorumlandığı görülmektedir. Bu
nunla beraber, Alevi-Bektaşi geleneğinin de miracı farklı bir biçimde, miraçlama
adıyla yeniden ele aldığı gözlemlenmektedir. Bu çalışmanın konusunu, Kur’an ve
hadis kaynaklı miraç anlatısıyla Alevi-Bektaşi geleneğindeki miraçlamaların mu-
kayesesi oluşturmaktadır. Çalışmada, Halil İbrahim Şahin’in Balıkesir Çepnilerin
den derlediği, gelenekte Şah İsmail’e ait olduğu düşünülen miraçlama metni esas
alınmıştır. Zikredilen iki anlatı mukayese edilirken metinlerarası bir perspektiften
faydalanılmış, bilhassa Gérard Genette’in “Palempsest” yaklaşımı kullanılmıştır.
Esasında modern edebiyata dayalı bir yaklaşım olarak yirminci yüzyılda ortaya
çıkan metinlerarasılık, ilerleyen yıllarda folklor ürünlerinin incelenmesi için de
kullanılan yöntemlerden bir hâline gelmiştir. Bu yöntemin kullanılması, ele alınan
anlatıdaki biçimsel ve anlamsal dönüşümlerin yanı sıra işlevsel dönüşümlerin de
tespit edilmesine imkân vermektedir. Bu çalışmadaki işlevsel dönüşümler, genel
olarak Karl Mannheim’ın “meşrulaştırma” kavramı etrafında analiz edilmiştir. So
nuç olarak koşuklaştırma, vezin-dönüşümü, indirgeme, genişletme, öyküsel dö
nüşümlerin gerçekleştiği tespit edilmiştir. Bu durum, sözlü folklor ürünlerinin de
metinlerarası bir sürece katıldıklarını, hatta bu süreçte ana metin olarak konumla
nabildiklerini göstermektedir. İşlevsel dönüşümler hususunda ise ibadetin/ritüelin
kökeninin aynı kaldığı ancak miraçlamanın daha çok meşrulaştırma yönüyle ön
plana çıktığı saptanmıştır. Bu anlatıyla birlikte, Alevi-Bektaşi inancının kutsal şa
hısları hâkim söylemin içinden geçirilmiş; onların meşruiyet zeminleri oluşturul
muş, etki alanları genişletilmek istenmiştir. Muhtelif anlatılarda Mevlânâ, Ahmet
Yesevî, Veysel Karanî gibi mutasavvıfların yahut Satuk Buğra Han gibi tarihî şah
siyetlerin de miraç hadisesinin içine dâhil edilmesi, bu durumu kanıtlar niteliktedir.