Tarihi yapıların yeniden işlevlendirilmesi, yalnızca fiziksel koruma değil, bu yapıların sahip olduğu kültürel ve folklorik değerlerin çağdaş bağlamda yeniden yorumlanmasını da içeren çok katmanlı bir süreçtir. Bu bağlamda, halk kültürünün sözsüz anlatı biçimlerinden biri olan oya sanatının, görsel iletişim tasarımı yoluyla nasıl yeniden temsil edilebileceği bu çalışmanın temel problemini oluşturmaktadır. Araştırma, geleneksel bir Türk evi olan Sivrioğulları Konağı’nın İmren Erşen Oya Müzesi’ne dönüştürülme sürecini, marka imajı oluşturma ekseninde incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiş; yapı gözlem, dokümantasyon ve betimsel analiz yoluyla değerlendirilmiştir. Müzenin fiziksel dönüşüm süreci, oya sanatının halk kültüründeki temsili ve marka imajı tasarımının bu iki unsurla nasıl bütünleştirildiği analiz edilmiştir. Ayrıca, logo tasarımı süreçlerinde mimari detaylar ile folklorik motiflerin nasıl grafik dile aktarıldığı incelenmiştir. Sunuş bölümünde, müze yapısının mimari özgünlüğünün korunarak modern tasarım diliyle nasıl buluşturulduğu örneklerle açıklanmıştır. Oya sanatının kültürel bellekteki yeri, kadınlar arası sözsüz iletişim, ritüel anlatım, duygusal aktarım ve kadın emeğinin simgesel temsili üzerinden ele alınmış; bu folklorik boyutların müzenin marka imajına nasıl yansıtıldığı tartışılmıştır. Türkiye’de yalnızca oya sanatına odaklanan ilk tematik müze olması bakımından İmren Erşen Oya Müzesi, kadın emeğine dayalı geleneksel üretim biçimlerinin kamusal alanda görünürlük kazanmasına yönelik sembolik bir adım teşkil etmektedir. Müze, hem somut olmayan kültürel mirasın belgelenmesi hem de kadın merkezli folklorik anlatıların görsel ifade yoluyla temsil edilmesi açısından önemli bir örnek sunmaktadır. Araştırma kapsamında elde edilen bulgular, folklorik göstergelerin marka imajı üzerinden temsil edilmesinin, kültürel mirasın korunmasına katkı sunduğunu göstermektedir. Ayrıca dijitalleşme, bu anlatıların yeni nesillere aktarımında önemli bir fırsat oluşturarak halk kültürünün çağdaş yorumlarla aktarılmasını ve yaşatılmasını mümkün kılmaktadır.