Bu çalışma, Johann Wolfgang von Goethe’nin Faust adlı eseri ile Nasrettin Hoca fıkralarında atasözleri ve deyimlerin kültürel bilgelik taşıyıcıları olarak nasıl işlev gördüğünü karşılaştırmalı ve disiplinlerarası bir yaklaşımla incelemektedir. Farklı edebî, tarihsel ve kültürel geleneklere dayanan bu iki anlatı geleneği—biri Batı kanonik edebiyatının temel metinlerinden, diğeri ise Doğu’nun sözlü halk kültüründen beslenmesine rağmen—dikkate değer düşünsel kesişimler sunmaktadır. Her iki metin grubunda da insanın yanılabilirliği, ahlaki sorumluluk, deneyime dayalı bilgi edinimi ve toplumsal eleştiri gibi temalar öne çıkmakta; bu durum kültürel bilgeliğin coğrafi ve türsel sınırları aşan evrensel bir niteliğe sahip olduğunu göstermektedir. Faust’ta bu temalar, varoluşsal sorgulamalar, entelektüel hırs ve etik gerilimler üzerinden ilerleyen trajik–felsefi bir anlatım içinde ele alınırken, Nasrettin Hoca fıkralarında benzer düşünceler mizah, ironi ve paradoks yoluyla daha gündelik ve erişilebilir bir biçimde aktarılmaktadır. Yöntemsel olarak çalışma, Faust (Goethe, 1997) ile Nasrettin Hoca fıkralarından (Kayaerli, 2001) seçilen yaklaşık otuz atasözü ve deyimin karşılaştırmalı edebî ve folklorik çözümlemesine dayanmaktadır. Bu dilsel unsurlar; anlam, işlev ve içinde bulundukları kültürel bağlam açısından değerlendirilmiştir. Kültürel bilgeliğin aktarım biçimlerini incelemek amacıyla çeviri stratejileri temel bir çözümleme çerçevesi olarak kullanılmış; özellikle Nida, Venuti ve Berman’ın kuramsal yaklaşımlarından yararlanılmıştır. Bulgular, trajik ve komik anlatım biçimleri arasında güçlü kültürlerarası paralellikler bulunduğunu ortaya koymakta; folklorik dilin Doğu ve Batı gelenekleri arasında bir kültürel köprü işlevi gördüğünü göstermektedir. Sonuç olarak bu çalışma, farklı estetik anlatım biçimlerinin ortak insani deneyimlere dayanan benzer etik çıkarımlara ulaşabildiğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda atasözleri ve deyimlerin yalnızca dilsel kalıplar değil, tarihsel deneyimi, kolektif hafızayı ve etik düşünceyi kuşaklar arasında aktaran dinamik kültürel yapılar olduğu vurgulanmaktadır.