Bu çalışmada ekokurgunun genel hatları belirlenerek ekoeleştirinin önemi ortaya konmaya çalışılmış; Aytmatov’un posthümanist bir yazar olduğu ve romanlarının ekokurgu örneği olarak okunabileceği iddiasından hareketle de Aytmatov’un romanlarında dolanıklık, ekolojik şiddet ve ekolojik yasın izi sürülmüştür. Ekokurgu, insanı ve insan olmayanları dolanık bir ilişkisellik içerisinde kurgulayan ekoeleştirel bir türdür. İnsanı diğer türlerle birlikte doğanın bir parçası olarak gören, doğayı ve ona ait unsurları da korkulacak ya da fethedilecek metalar olarak değerlendirmeyen bu tür, posthümanist bir etik geliştirir. Böylece türe uygun metinlerde insan menfaati idealize edilmez, doğa unsurlarına eşit ve adil bir temsil imkânı sunulur. Kuantum dolanıklık, ekokurgunun en güçlü dayanaklarından birini oluştururken insanın insan olmayana uyguladığı şiddet, bu dolanıklık içinde anlatının trajiğini oluşturur; acı, ölüm, keder ve yasın niteliği, insan olmayanların da göz önünde bulundurulduğu geniş bir perspektif içine yerleştirilir. Türk dünyasının önde gelen yazarlarından Cengiz Aytmatov, gerek hikâyelerinde gerekse romanlarında –animist ve Şamanist anlatılarıyla– “ekolojik” ötekilerin sesini güçlü bir şekilde duyurur, Antroposen Çağı’nın eleştirisini yapar ve çevresel bir faile dönüşen insana yeryüzünü anlamaya yönelik kadim ekolojik bilgileri hatırlatarak bu uyarıyı “kendine dönüş” çağrısına çevirir. Aytmatov anlatılarında insan ile çevre arasındaki posthümanist dolanıklık dikkati çeker. Yazarın özellikle romanlarında, insan ve insan olmayanların kaderlerinin ayrılmaz bir şekilde iç içe geçtiği simbiyotik bir varoluş tasvir edilir. Bu dolanıklık içinde yazar, ekoetik bir ihtimamla insan olmayanların kırılganlığına yönelerek türcülüğün hiyerarşisini kırar; “başka”nın acısını, yasını ve hafızasını kayıt altına alır.