Fakir Baykurt’un Duisburg Treni adlı eserinde gündelik bir konuşma, sözün kime yöneldiğine ve yanıtın ne zaman geldiğine göre anlam değiştirir. Bu makalede 2015 Literatür baskısından seçtiğim beş öyküyü yakından okuyarak bu değişimlerin toplumcu gerçekçi anlatıdaki işlevini inceliyorum. İncelemeye, görüşmecinin kendi sorularına yanıt verdiği açılış öyküsüyle mektupların izinsiz okunduğu “Mektupçu”yu karşılaştırarak başlıyorum. Ardından “Bayram İzni”ndeki ücretsiz izin koşulunu, Habil’in işten ayrıldıktan sonra da süren çalışma alışkanlıklarıyla birlikte ele alıyorum. “Yuh Yuh!”daki ses kaydı ve son öyküdeki fidan dikme eylemi ise anlatının bildirdiği sonuçlarla kişilerin geleceğe ilişkin beklentilerini ayırmayı gerektiriyor. Bahtin’in diyalojik ilişkiler yaklaşımı, kişilerin kendi sözlerine dönerek kararlarını nasıl sorguladığını açıklıyor. Lefebvre ve Régulier’nin çalışma zamanı çözümlemesinden, vardiya dışında kalan saatlerin neden ücret ilişkilerinden ve bedensel alışkanlıklardan bağımsız olmadığını anlamak için yararlanıyorum. İlişkisel gerçekçilik terimiyle, anlatım tercihleri ile bilme, yanıt verme ve eyleme olanaklarındaki eşitsizlik arasındaki bağı adlandırıyorum. Göçmen gündeliğinin poetikası, bu bağın öyküler arasındaki tekrar ve değişimini ifade ediyor. Hüseyin’in bir ailenin sıkıntısını anlaması, mektuplarını okuma hakkını ona vermiyor; izin kararı da bu iznin maliyetini herkes için karşılanabilir kılmıyor. Sonlarda ise gerçekleşen eylem ile güvence altına alınamayan sonuç ayrışıyor. Taşınabilir arşiv kavramını, sözlerin saklanması ve başka bir ortamda yeniden erişilebilir olması karşılaşmayı etkilediğinde, mektup ve kayıtlarla sınırlı olarak kullanıyorum. Soruların, koşulların ve yanıtların sırasını izleyerek önceki tematik ve yapısal okumalara sahne düzeyinde katkıda bulunuyorum. Çözümlemelerde alıntılanan seslerin kime ait olduğunu, anlatıcının neyi bildirdiğini ve neyi belirsiz bıraktığını gözetiyorum. İlk ve son öykünün karşılaştırılması, bir yaşamı anlatma yükümlülüğüyle yaşanan yerde iz bırakma isteğini ilişkilendiriyor. Böylece toplumsal ayrıntının gücünü korurken, benzer baskıların bütün kişilere aynı seçeneği ya da sonucu vermediğini gösteriyorum.